28Eki2008 Ülkemizin ekonomisi nereye gidiyor?

Dünya global bir mali krizin eşiğinde, kuşkusuz ki tüm ülkelerde bu krizden etkilenmiş durumda. Tüm ülkelerdeki borsa düşüşte. Ülkemizde bu krizden oldukça kötü etkilenmekte. Kimileri dese de kriz bizi vurmayacak diye apacık ortada ki krizle birlikte yaşıyoruz son günlerde. Dolar ve euro almış başını gidiyor, dolar 1,25 ortalamasından 1,75 lere kadar yükseldi. Euro da keza 2,15 civarların yükseldi. Bilindiği gibi ülkemiz şu anda dışa bağımlı durumda. Ülkemize her yıl onlarca yabancı zenginler geliyor ve ülkemizde yatırım yapmak yerine bankalarımızı satın alıyor yada diğer kuruluşlarımızı. Bir ülkenin ekonomi anlamında büyüyebilmesi için yabanci şahısları yatırıma yönlendirmek zorundadır. Fakat bize gelen yabancılar yatırım yapmak yerine banka almayı tercih ediyorlar. Çünkü avrupada en çok faiz olan bizim ülkemiz. Abd de yada avrupanın bir ülkesinde faizler %5 den yıukarı olmazken bizim ülkemizde %25 civarında. Buda demek oluyor ki adam orada 5 senede kazanacagı parayı bizim ülkemizde 1 senede kazanıyor ve ondan sonrada herhangi bir kriz durumunda sıcak parasını cekip gidiyor. Olan bize oluyor

Zaten dış borcumuz almış başını gitmiş. Bide dolar yükselmiş borç yerinde saysa bile dolar fırladığı için borç da %40 lık bir artış göstermiş. Zaten ülkemiz dışa bağımlı durumda. İhracat yapıyoruz diye seviniyoruz fakat yapılan ithalatı kimsenin söylediği yok. İthalat ile ihracat arasında 40 milyar dolarlık bir fark söz konusu. Ve bundan sonraki günlere artık umutsuz bakıyoruz acaba ne olacak diye. Umarım ki bu kriz bir an önce çözülür ve halkımızda devletimizde rahat bir nefes alır

 

Saygılar

12Eki2008 Sizde bir dizikolik misiniz?

Oldukça tanıdık bir kavram değil mi “dizikolik” kelimesi. Özellikle son yıllarda lügatımıza giriş yapan ve her an bizimle olan bir kelime. Aslında bu söylemler dizilerle alakası olmayanlar için değil. Bu yazımız dizi severleri ilgilendiriyor. Aslında ilgilendirmiyorda :) sadece bununla ilgili bir yazı yazma gereği duydum.

Televizyonların prime time kuşakları yani 20:00-24:00 arası tamamen dizilerle dolmuş durumda her kanal her gün hemen hemen 2 dizi yayınlıyor. Ana haberler öncesinde de sevilen dizilerinin tekrarlarını yayınlıyorlar. Hal böyle olmuşken bu dizi konusunada değinmeden geçmek istemedik. Neden mi? Çünkü insanlarımızın çoğu birer dizikolik olmuş durumda. “Ayşe naber ya dünkü Yaprak Dökümü’nün son bölümünü izledin mi necla ile cem ne oldu barıştılar mı?” dizilerin yayınladığından ertesi gün ise coğumuzun çevresinde bu muhabbetler dönmekte. Sonrasında da halkımız serzenişte bulunuyor; “Vay efendim neden hep dizi yayınlıyor bu kanallar. Neden açık oturum, tartışma yada kültür-sanat programları yayınlanmıyor” diye. Aslında tv leri bu hale getiren bizleriz evet. Tv demek para demek, para kazanabilmek için reyting gerek, reyting için herkesin beğendiği ve istediği programlar yayınlamak gerek. Eee böyle oluncada diziden başka birşey izlemeyen halkımız için tv kanalları her hafta yeni bir dizi başlatıp bitiriyor.

Geçenlerde bir haber okumuştum 2007 senesinde yaklaşık 50 dizi yeni döneme başlamış ve bunlardan hemen hemen yarısı daha ilk 4-5 bölümlerde yayından kalkmış bir çoğuda bir sezonun ardından yayından kalkmış. Dizi dünyası resmen bir başlı başına kategori olmuş durumda. Her hafta onlarca dizi yayınlanıyor bu dizilerde oynayan oyuncusundan caycısına kadar herkes para kazanıyor ve biz izledikçe tercih ettikçede kanallar reklam alip para kazanıyor. Eee sen sanki hiç dizi izlemiyormusun diyeceksin elbette izliyorum fakat hergün akşam 8 de tv basına oturup gece 12 de kalkmıyorum. Tüm günümü dizi izleyerek geçirmiyorum. Eğer biz tv lerin bize yararlı programlar yapmasını istiyorsak dizilere yada benzeri show programlarına bu kadar ilgi göstermeyeceğiz. Zaten toplasanız piyasada iş yapan belli başı 2-3 tane dizi vardır. Bunun dışındakilerde hep reyting yarışında. Çoğunda senaryo yok kurgu yok görsellik yok. Aman dizi yapalımda gerisini boşverin havasında.

Haddim değil ama benden sizlere küçük bir tavsiye. Özellikle çocuklarımızı tv basında bırakıp saatlerce orda kalmasına engel olalım. Beyinlerini geliştirecek programlar izlemelerini sağlayalım. Çünkü ağaç yaşken eğilir sözü gerçekten bu ifadeye tam uyan bir söz. Cocukluktan itibaren biz cocuklarımıza bazı şeyler katabilirsek gelişimleri sırasında bunun çok faydasını göreceklerdir. Yoksa tv lerdeki bu dizi furyası bitmez, bugun birisi final yapar yarın yeni bir dizi yayına başlar. Kanalların ekmek kavgası içerisinde ise eminim ki bizlerin dizi izlemekten çok daha yararlı işler yapmaya ihtiyacımız var birey olarak. Ama yinede ben dizi izlemeden yapamam bu yazıyı okurken bile şu anda sevdiğim dizide bir sonraki bölümde ne olacak diye düşünüyorum derseniz. O zaman zaten size diyecek bir lafımız yok. Koşun tv karşısına aman kaçırmayın dizinizi :)

Saygılar :)

29Eyl2008 Galatasaray ile Fenerbahçe’nin Farkı!

Aslında burası bir cep telefonu sitesi fakat hayatın içinde olduğu her alandan yazı yazmaya çalışıyorum. Bunlardan biriside hayatımızın hemen hemen her alanında olan futbol!

Hepimizin tuttuğu ve renklerine gönül verdiği bir takım var muhakkak. Kimisi takım tutsada pek ilgili olmaz kimiside takım tutmaz. Fakat ben bir Galatasaray’lı olarak oldukça koyu bir taraftarım. Galatasaray’lı olmam çocukluk yıllarıma dayanmakta. Şimdi burada Galatasaray daha büyük yada Fenerbahçe daha büyük muhabbetlerine girmeyeceğim sadece dışarıdan birisi olarak sadece bir gözlemde bulunacağım.

Bu hafta sonu Fenerbahçe deplasmanda Sivasspor karşısında 1-0 öne geçmesine rağmen Sivas’ın 2 golüne engel olamadı ve karşılaşmadan 2-1 yenik ayrıldı. Bu yenilgiyle beraber Fenerbahçe’nin 3 deplasman karşılaşmasında ki 3. yenilgidi oldu. Hal böyle olunca taraftarından, yöneticisine herkes eleştirmeye başladı. Haksızda değiller bence. Neden mi?

Fenerbahçe aslında iyi bir takım. Kadrosu kuşkusuz ki Türkiye’nin standartlarının üstünde. Güiza, Alex, Semih vs bunlar çok kaliteli futbolcular bu kesin. Fakat bence Fenerbahçe’nin esas sorunu altyapı. Bu zamana kadar Fenerbahçe’nin alt yapısından yetiştirdiği ve yıldız olabilecek futbolcuları bir elin parmaklarını geçmez. Hal böyle oluncada takımda gerçek Fenerbahçe’li olarak nitelendirebileceğimiz, zor durumlarda takımı ateşleyecek ve hırsıyla ön plana çıkıp takımı ileriye götürebilecek bir futbolcusu yok. Mesela geçtiğimiz yıllarda Tuncay bunu çok iyi yapıyordu. Hoş kendisi Fenerbahçe alt yapısından yetişmedi ama yinede hırsıyla ve mücadelesiyle takımı ateşliyordu.

Birde Galatasaray’a bakalım. Arda, Sabri, Emre, Hasan Şaş vs. Mesela Hasan Şaş’ın nasıl bir yapıya sahip olduğunu hepimiz biliriz. Yenilgiyi asla kabullenemeyen bir yapıya sahip. Ayrıca takımdaki abilik durumuylada futbolcular arasındaki iletişimi açısından önemli bir futbolcu. Mesela Hakan Şükür geçen sene çok eleştirildi özellikle futbolu yüzünden ama abilik yönünden takımı bir arada tutan ve sorunlarla mücadele eden bir futbolcuydu. Arda keza hırsıyla öyle. Sabri yine olmadık yerlerde takımı ateşleyebilen bir futbolcu. Kuşkusuz ki böyle futbolcular oynadıkları oyunla olmasa bile bu yönleriyle takımına maç kazandırabilirler. 2000′li yıllarda Galatasaray’ın Avrupa maçları buna en büyük örnektir. Üst düzey kadrosu olmamasına rağmen Uefa ve Süper Kupa’yı aldılar. Fenerbahçe ise Sivas deplasmanında ikinci yarıya 1-0 önde başlıyor fakat gariptir sanki bir anadolu takımı gibi 1-0′ın üstüne yatmaya çalışıyor. Koskaca Fenerbahçe’nin bu halde olması inanın yakışmıyor. Halbuki takım kötü futbolculara sahip değil. Ama bir ateşleyen olsa liderlik özelliklerine sahip bir futbolcu olsa inanın durum daha farklı olurdu.

Alex zaman zaman geçtiğimiz maçlarda bunu yapmaya çalıştı fakat başarılı olamadı. Çünkü tek başına yeterli olamadı. Arkadaşlarından karşılık bulamadı. Bugun 14 milyon euro’ya Fenerbahçe’ye gelen Güiza bir röportajında şu demeci veriyor; Türkiye’de lüks içinde yaşıyorum… İstanbul’u Arabistan’ın herhangi bir kentine benziyor! Çarşaflı kadınlarının altında ne olduğu hayalinize kalmış.” Öte yandan Liverpool takımından bedelsiz! gelen Harry Kewell ise şu demeci veriyor; “Galatasaray’a yeni bir başlangıç yapmak için geldim. Çok çalışıp eski formumu yakalamak istiyorum. 40 yaşına kadar futbol oynamak istiyorum”

İşte esas fark burda bence. Futbolcu kafasında. Transfer politikasında. Yoksa milyon eurolar verip takıma yıldız almakla takım şampiyon olmuyor. Yada avrupada başarı yakalamıyor. Esas nokta hizmet verecek, futbola aç olan futbolcuları bulmak ve getirmek. Bence bu yüzden olsa gerek ki Galatasaray ile Fenerbahçe ile arasındaki temel fark budur bence. İşin futbol, teknik, sistem yönünü katmadan en basit olarak böyle bir değerlendirme de bulunmak istedim. Katılmak yada katılmamakta siz okurların insiyatifinde.

23Eyl2008 “Cep telefonları spermleri etkiler” iddaası!

Gün geçmiyor ki cep telefonlarıyla ilgili ortaya yeni bir iddaa atılmasın. Bugune kadar bir çok iddaa ortaya atıldı. Bunlardan en çarpıcı ve gerçekçi olanı ise cep telefonlarının yaydığı radyasyon nedeniyle kansere yol açması ve cep telefonuyla çok fazla görüşme yapan ve kullanan kişilerin bunlardan etkilenerek kansere davetiye cıkarmasıydı.

Geçtiğimiz günlerde yeni bir iddaa ise ABD Kleveland kliğinden geldi. Bu klinikte yapılan araştırmalara göre cep telefonuyla görüşme yaparken kulaklık kullanan ve telefonunuda cebine koyan kişilerin spermlerinin telefondan etkilenmesi sonucu, spermlerin azalarak ileri derecede kısırlık sonucu bile ortaya çıkabilirmiş. Uzmanlara göre; “Konuşma durumunda olan ve 850 MHz frekansta çalışan telefonlar 1 saat boyunca, pantolon cebindeki durumun canlandırması olarak 16 erkekten alınan sperm örneklerinin 2.5 santim yakınında tutuluyor.Elde edilen sonuç, yaşlanma ve kanser gibi etkileri olan serbest radikallerin miktarında, kontrol grubuna göre yüzde 85’lik bir artışa işaret ediyor. Bu durum, öncelikle cep telefonunun yaydığı ısının, vücut içi sıcaklığını artırarak spermlere zarar vermesine bağlanıyor.” deniliyor.

Araştırmayı yapan Ashok Agarwal buna bağlı olarak cep telefonu kullanıcılarını uyarıyor. Kulaklıkla konuştuğunuz zaman telefonunuzu cebinizde taşımayın uyarısında bulunuyor. Ve ekliyor; “Yapılan bir önceki araştırmada günde dört saatten fazla cep telefonu görüşmesi yapan erkek kullanıcıların sperm kalitesinde bozulmalar olduğu belirtilmiştik. Bu araştırmanın 361 örnek üzerinde yapıldığın ve dört saatten daha az görüşme yapanlar ile daha fazla telefon görüşmesi yapan örnekler arasında ciddi farklılıklar oluştuğunu açıklamıştık”.  Diyor.

Bizde nicewap.com sitesi olarak siz kullanıcılarımızı uyarıyoruz. Yapılan araştırmaya kulak verin telefonunuzu cebinizde cok fazla tasımayın. Kime lazım ileride sperm sorunu yaşamayın ve hayatınıza olumsuz etki yaratmasın. Aman dikkat…

Page 1 of 712345»...Last »